Boşanma davasına ilişkin çalışmamız

BOŞANMA

Avukat Mustafa SONAR Koordinatörlüğünde derlemiş olduğumuz boşanma davasına

ilişkin çalışmamızı sunmaktayız.

Tarihi gelişimine baktığımız zaman, boşanma eski devirlerde de uygulaması olan oldukça eski

bir kurum olduğunu görürüz.

Aile kişiler kadar toplum içinde son derece önemli bir kurumdur. Evliliğin ufak tefek şeyler

yüzünden sona ermesi düşünülemez. Anayasa 41’inci maddeye göre “Devlet aileyi korumak

için gerekli tedbirleri almakla görevlidir.”Asıl olan ailenin devamlılığını sağlamaktır. Bunun

için boşanma sebepleri sınırlı tutulmuştur ve bu sebeple boşanma sebepleri kanunda tek tek

sıralanmıştır. Boşanma mutlak mahkeme kararıyla olmalıdır. Bazı ülkelerde zaman zaman

yetkili memur önünde boşanma esası kabul edilmişse de ezici çoğunluktaki birçok ülke ve bu

arda bizde de mahkeme kararı olamadan boşanma mümkün değildir. Türk Medeni Kanunun

da boşanma sebepleri beş ana başlık altında toplanmıştır.

Bunlar sırasıyla Zina(161), Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış(162), Suç

işleme ve haysiyetsiz hayat sürme(163), Terk(164), Akıl hastalığı(165) ve Evlilik

birliğinin sarsılması(166) şeklinde sıralanmıştır.

Hakîm kanunda yazılan sebeplerden başka sebeplere dayanarak boşanmaya karar veremez. Bu

zorunluluk kanunilik ilkesinin bir gereğidir.

Boşanma ölüm, gaiplik, cinsiyet değişikliği ve hükümsüzlük gibi evliliği sona erdiren

(ortadan kaldıran) sebeplerden biridir. Eşler henüz hayatta iken, bir eşin kanunda öngörülmüş

olan sebeplerden birine dayanarak açacağı dava sonucunda evlilik birliğine hakîm kararı ile

son vermedir.

Kanunumuzun kabul etmiş olduğu boşanma sebepleri, mahiyetleri ve kapsamları bakımından

birbirinden çok farklıdır. Gerçekten bunlardan bir kısmı zina, hayata kast ve pek kötü veya

onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı gibi belli

olgulara dayandırılmış bulunmaktadır. Bunlara özel boşanma sebepleri diyoruz. Boşanma

sebeplerinden bazıları; yani Evlilik birliğinin sarsılması(166) ile aynı madde de düzenlenen

eşlerin anlaşması ve eylemli ayrılık ise genel boşanma sebeplerindendir.

Boşanma sebepleri ayrıca mutlak boşanma sebepleri ve nisbi boşanma sebepleri olmak üzere

ikiye ayrılır.

Şimdi boşanmanın özel sebeplerinden “zinayı” ayrıntılı bir şekilde ele alalım.

ZİNA

1- Zinanın Tanımı ve Unsurları

a- Evli olmak

b- Başkası ile cinsi ilişki

c- Kusurlu olma

2- Zinada Eşitlik Kuralı

3- Zinanın İspatı

4- Zina Mutlak Boşanma Sebebidir

5- Dava Hakkını Düşüren Nedenler

a- Zina yapan eşin affedilmesi

b- Dava açabilme süresi

1- ZİNANIN TANIMI ve UNSURLARI

Evli bir kadının kocasından başka bir erkekle, evli erkeğinde karısından başka bir kadınla

cinsi ilişkide bulunmasına z i n a denir.

Bir başka tanım ise; evli olan eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri karşı

cinsten başka biri ile normal yolla, bilerek ve isteyerek cinsel münasebette bulunmasına zina

denir.

Yürürlükteki kanunun yani; 8.12.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

161’inci maddesi eski medeni kanunumuzun 129’uncu maddesinin karşılığıdır. Madde

sadeleştirilmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. Hüküm değişikliği yoktur.

Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmiş olduğu 4 Ekim 1926 tarihinden sonra evlilik

müessesesi, Devlet organlarınca resmen kurulan ve Devlet kontrolüne bağlanan sosyal bir

müessese haline getirilmiştir ve kurulmakta olduğu gibi bozulması da Devletin kendi

organları olan mahkemeler vasıtasıyla denetlenmesi sağlanmıştır. Zira bugün ki yaygın sosyal

düşünceye göre aile toplumun çekirdeği ve temeli olduğundan, toplumu ilgilendiren bu kurum

tamamen özel bir münasebet olması düşünülemezdi. Bu sebeptendir ki evlenme ve boşanma,

kuruluşunda ve bozuluşunda Devletin kontrolüne tabi sosyal bir kurumdur. Toplum ancak

istikrarlı ve sağlam aile temeline dayanır. Zira soy bağı düzgün(nesebi sahih) çocuklar ancak

kanun kurallarına göre meydana gelen meşru birleşmeden; yani evlenmeden meydana gelir.

Yasamıza göre, zinanın üç unsuru vardır. Bunlar;

a- Evli olmak,

b- Eşinden başka birisiyle cinsi ilişkide bulunma,

c- Kusurlu olmadır.

A) Evli Olmak

Eşler fiilen ya da yargı kararıyla, ayrı yaşadıkları takdirde, evlilik birliği devam ettiğinden,

eşlerden birinin başkasıyla cinsi ilişkisi zina sayılır.

Boşanma davasının devamı sırasında eşlerden birinin üçüncü şahısla cinsi ilişkisi zina

sayılacağı gibi, batıl bir evlenme yargıç kararının sonucuna kadar, zina suçu oluşmaz.

Konu ile ilgili bir Yargıtay kararına göre,”Tarafların iki sene müddetle ayrılıklarına karar

verildiği ve bu müddetin son bulmadığı beyanı ile zina ve haysiyetsiz hayat sürmeye istinaden

açılmış bulunan davanın delilleri incelenmeksizin reddine karar verilmesi yolsuzdur

Eşler evlilik ilişkisi devam ettiği sürece ayrılık, gaiplik, birlikte yaşamaya ara verilmiş olma

gibi hallerde fiilen bir arada yaşamasalar dahi, içlerinden birinin eşinden başkası ile cinsel

ilişkide bulunması zinadır. Çünkü zina, evlilik birliğinin eşlere yüklediği sadakat gösterme

yükümlülüğünün en ağır şekilde ihlal edilmesi demektir. Evlilik hukuken son bulmadıkça karı

kocanın sadakat gösterme yükümlülüğü devan eder. Bir arada bulunmamak, bu yükümlülüğü

ihlal etme hakkını vermez.

Karı kocadan biri henüz evli değilken, bir başkası ile cinsi münasebette bulunmaları zina

değildir. Böyle bir münasebet evlendikten sonra duyulursa ve taraflar arasında şiddetli

geçimsizlik doğrarsa, Medeni Kanunumuzun 134’üncü maddesine dayanan bir boşanma

nedeni olabilir. Ancak böyle bir durumda zina nedeniyle boşanma davası açılamaz.

B) Başkasıyla Cinsel İlişki

Eşlerden birinin evlilik dışındaki homoseksüel münasebetleri; erkeğin erkekle, kadının

kadınla cinsi ilişkileri, sevicilik, livata zina sayılmaz. Bu nevi hareketler için şiddetli

geçimsizlik veya haysiyetsiz hayat sürmeye dayanarak boşanma davası açılabilir.

Erkeğin yabancı kadınla normal olmayan cinsel ilişkisi zina sayılır.

Zina için cinsiyet organlarının birleşmesi şarttır. Kadının başka bir erkekle, erkeğin başka bir

erkekle, erkeğin de başka bir kadınla cinsi ilişki dışında kalan bedeni temasları bir birine ne

kadar yakın olursa olsun zina sayılmaz.

Bir Yargıtay kararına göre,”kocası evde bulunmayan kadının evine, sanık doktorun girmesi ve

birlikte oturmaları zina suçunu işlediklerine kati delil olmaz”

Konu ile ilgili başka bir Yargıtay kararına göre,”kırda beraber gezmek ve diğerinin boynuna

kol atmanın, ancak aşıkâne münasebette delâlet edip, zinanın vukuuna ve hatta teşebbüs

haline vardığını ispat edemeyeceğine göre.”

Yine konuyla ilgili başka bir Yargıtay kararına göre,”Sadece öpüşme zinaya delâlet etmez.”

Zinanın söz konusu olabilmesi için, eşlerden birinin eşinden başka bir kişiyle cinsel ilişkide

bulunmuş; yani cinsel ilişkinin fiilen gerçekleşmiş olması şarttır. Cinsel ilişki girişiminde

bulunmak (teşebbüs etmek) örneğin; flört etme, mektuplaşma, cinsel ilişki hazırlıklarına

girişme veya cinsel ilişki gerçekleşmeksizin yakın bedeni temaslar; sevişme, öpüşme ve

sarılma biçimindeki davranışlar zina sayılmayacağı gibi karının kocasının izni olmadan sunî

ilkah (yapay döllenme) yaptırması da zina değildir. Bir hayvanla cinsel temas da bulunmada

zina değildir. Mamafih bu gibi davranışlar haysiyetsiz hayat sürme veya evlilik birliğinin

sarsılması sebebi ile boşanmaya neden olabilir.

C) Kusurlu Olma

Kadının ve erkeğin eşinden başka kişi ile cinsi ilişki bulunması arzuya dayanmalıdır.

Kusurdan bahsedilemiyorsa, zinadan söz edilemez. Erkek ve kadının eşi cinsi ilişkide

olduğunu ve bu ilişkinin eşinden başka bir kişi ile vuku bulunduğunu anlayabildiği taktirde

kusurlu demektir. Sezgin olmayan eşin,başkasıyla cinsi ilişkisinde kusur yoktur.

Uyuşturucu madde verilerek evli kadının ırzına geçilmesi veya birden çok kişinin birleşerek,

kadına zorla tecavüz etmelerinde kadının arzusunun olduğu kabul edilemez. Tehdit veya

hayata kast gibi haller nedeniyle eşlerden biri zinaya razı olmuşsa, kusurunun olup

olmadığının araştırılması gerekir.

Maddi bir cebir olmaksızın manevi bir sebeple, yani tehditle(korkutularak) cinsi ilişkiye rıza

gösteren bir kadının kusurlu olup olmadığı yolunda yazarlar “Çok ciddi ve ağır bir manevi

tazyikle münasebette razı olan kadının veya kocanın kusurlu bulunmadığını” kabul

etmektedirler.

Hayat ve beden tamlığına yapılan tehditlerin etkisi altında cinsel ilişkide bulunma zina

sayılmaz. Fakat bunun dışında, örneğin; mala karşı yapılan tehditlerin etkisiyle yapılan cinsel

ilişki zina sayılır. Yani; bu ikinci halde zina yapan eş kusurlu kabul edilir.

2-ZİNADA EŞİTLİK KURALI

Kanunumuz özel bir boşanma nedeni olarak saydığı zina eylemi bakımından karı ile koca

arasında herhangi bir ayrım yapmamıştır. Kadın gibi erkek de başkası ile bir kere cinsi ilişkide

bulununca, boşanma nedeni gerçekleşmiş olur. Türk Ceza Yasası’nda zina suçu düzenlenirken

kadın ile erkek arasında zina fiilinin teşekkülü açısından farklılık gözetilmiştir. Anayasa

mahkemesi tarafından iptal edilen maddelere göre (Eski Türk Ceza Kanunu 440’ıncı ve

441’incin maddeler) evli kadının kocasından başka bir erkekle bir defaya mahsus olsa bile

zina suçunu meydana getirmeye yettiği halde; kocanın zina suçunu işlemiş sayılabilmesi için,

karısından başka bir kadınla karı-koca gibi bir arada yaşama koşuluna bağlanmıştır. Söz

konusu bu eşitsizliği Anayasa Mahkemesi kadının zinası ile ilgili olan 01.03.1926 tarih ve 765

sayılı Türk Ceza Kanununun 440’ıncı maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu

maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesi

tarafından iptal edilmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 23.06.19998,E.1998/3,K.1998/28 sayılı

kararı, Resmi Gazete 13 Mart 1999, sayı 23638) Erkeğin zinası ile ilgili olan, Türk Ceza

Kanununun 441’inci maddesi T.C. Anayasası’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesi ile

çeliştiğine karar vererek Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Anayasa

Mahkemesi’nin vermiş olduğu söz konusu iki iptal kararı neticesinde bugün zina, Türk Ceza

Kanunu açısından suç olarak değerlendirilmemektedir. Ancak Türk Medeni Hukukun da

mutlak bir boşanma sebebi olmaya devam etmektedir

3- ZİNANIN İSPATI

Zina davasını açan iddiasını, ispatla yükümlüdür. Son derece gizlilik içinde gerçekleşen zina

fiilini kanıtlamak oldukça zordur. Bu nedenle her türlü delille ispat edinilebilir. Zina yapan eş

suçüstü yakalanmışsa mesele yoktur. Yargıç hadiseyi gören tanıkların beyanlarını alarak veya

bir tutanak tutulmuşsa, tutanağı inceleyerek zinanın meydana gelip gelmediğine karar verir.

Meydana gelen olaylardan cinsi ilişkinin oluştuğu kolayca anlaşılabiliyorsa, yargıç zinayı

sabit sayacaktır.

Yukarıda da yeğnildiği gibi vukuunun ispatı büyük güçlükler arz ettiğinden aşağıdaki hallerde

zinanın vukuuna delil teşkil ettiği içtihat olmuştur:

Çocuk yapma kabiliyeti olmadığı tıbben sabit olan kocanın, karısının gebe kalmış olması,

Eşlerden birinin zührevi hastalıklarından(cinsel yolla bulaşıcı olan hastalıkların tümüne

verilen ad) birine yakalanmış olması,

Kocanın izinli olarak 300 günden fazla eşinden ayrı olması ve evine döndüğünde

kendisinden olmayacak doğum tarihi taşıyan çocuğun bulunması,

Karının, çocuğu başka bir kimseden olduğuna dair mektupla ikarı(açıkça söylemek,

saklamadan beyan etmek) bulunması,

Karı kocadan birinin yabancı bir erkekle(karının) veya kadınla(kocanın) münasip

olmayan yerlerde gezmeleri veya arabayla dolaşmaları,

Karı kocadan birinin yabancı bir erkekle veya kadınla bir odada yatmış veya kapanmış

olmaları halinde,

Karının bir erkekle, erkeğin başka bir kadınla uygunsuz şekilde fotoğraf çektirmiş

olması,

Karının bir başka erkekle yatak odasında yarı çıplak olarak yakalanması,

Karının veya kocanın başka bir erkekle cinsi ilişkide bulunduğunu itiraf etmesi,

Çocuğun kan gurubunun eşlerin kan gurubuna uygun olmaması,

Doktor raporu ile eşinin dışında cinsel ilişkide bulunduğunu belirleyen meni lekelerinin

doktor raporu ile sabit olması, gibi.

4-ZİNA MUTLAK BOŞANMA SEBEBİDİR

Karı ve kocadan birinin zina yaptığı anlaşılınca yargıç boşanma kararı vermek

mecburiyetindedir. Zina yüzünden boşanmaya karar verilebilmesi için müşterek hayatın

çekilmez hale geldiğinin ispatına lüzum yoktur. Zina sebebine dayanılarak açılmış olan bir

boşanma davasında davalı eş diğer eşin de zina etmiş olduğunu iddia ve ispat etse bile bu

durum açılmış olan davayı düşürmez; yani “zinalar takas ve mahsup edilemez”. Bu bakımdan

zina mutlak boşanma nedenidir.

Konu ile ilgili bir Yargıtay kararına göre,”Zinaya dayanılarak açılan boşanma davasında;

zinanın ispatı halinde, eşlerin barışmalarının ihtimal dahilin de bulunduğundan bahisle

ayrılığa karar verilemez. Boşanmaya karar verilmelidir”.

Yine konuyla ilgili başka bir Yargıtay kararına göre,”Karı ve kocanın halen başka bir

erkekle(karının) ve kadınla(kocanın) zina etmekte olmaları onların zina sebebine dayanarak

boşanma davası açmalarına engel olmaz. Böyle bir halde oluşan mevcut olaylar aile bağını

derinden zedelemiş ve ortak hayat çekilmez bir hale getirilmiş sayılır. Kökünden sarsılmış bir

aile birliğinin devamının da toplum için hiçbir faydası olamaz.

5-DAVA HAKKININ DÜŞMESİ

Zina sebebi ile boşanma davası açma hakkı iki halde düşer. Bunlardan biri, dava hakkı olan

tarafın zina yapan eşini affetmesi, diğeri ise belli süreleri geçmiş olmasıdır.(Medeni Kanun

madde 161/1,2)

A-Zina Yapan Eşin Affedilmesi

Medeni kanunumuzun 161/3’e göre,”affeden tarafın dava hakkı yoktur” denmektedir. O hâlde,

dava hakkı olan eş zina yapan eşini affederse artık dava hakkı ortadan kalkar Af açık veya

örtülü olabilir, fakat mutlaka affeden eşin serbest iradesinin ürünü olmalıdır; yani aldatma

veya korkutma yoluyla elde edilmiş olmamalıdır.

Acaba eşin zinasına önceden râzı olma veya onu zinaya hazırlama ve yöneltme hâli bir af

sayılabilir mi?

Medeni Kanunumuz “zinaya önceden muvafakat etmekten” söz etmediğine göre, eşin zinasına

razı olan taraf boşanma davası açamayacağı söylenemez. Mamafih doktrinde bu hâller de “af

kapsamına sokmak ve dolayısı ile eşin zinasına razı olan veya onu bu yola iten tarafın artık

boşanma davası açamayacağı kabul etmek” yönünde her ne kadar görüşler olsa da Yargıtay

eşlerin birbirinin zinasına razı olmalarını ahlâka aykırı bulmuştur ve bunu af mahiyetinde

görmemiştir.

Konu ile ilgili bir Yargıtay Büyük Genel Kurulu kararına göre,”kocasının başkasıyla evli

olmayan bir kadınla zina yapmasına önceden müsaade eden karının, fiilin işlenmesinden

sonra Türk Ceza Kanunu’nun 108’inci maddesindeki süre içinde vukuu bulan şikayetin geçerli

bulunduğuna dair”.(YBGK 23.05.1966 3-5)

Karının ve kocanın bir memuriyette yükseltilmesi, bulunduğu makamı muhâfaza etmesi veya

herhangi bir çıkar elde edebilmek için veyahut da boşanma sağlayabilmek maksadıyla eşini

cinsi münasebette bulunmaya teşvik ederse eylemin vukuundan sonra zinaya teşvîk eden eş

aleyhine boşanma davası açılabilir.

Zina meydana geldikten sonra, dava hakkının afla kalkabilmesi için af beyanının zinayı yapan

eşe yönelik olması gerekir. Affedenin sezgin olması, serbestçe karar vermesi gerekir.

Af şarta bağlı olarak ta yapılabilir. Örneğin; eşin durumu düzeldiği takdirde veya aile birliği

hayatına aykırı hareketlerinden vazgeçmesi halinde eşini affedeceğini belirte bilir. Eşine

bundan böyle normal hareket etmediği takdirde “seni boşarım” demesi gibi.

Boşanma davasının açılması veya boşanma talebinden vazgeçme, aile birliğinin devam etmesi

af anlamına gelmez. Hatta eşi ile cinsi münasebette bulunmaya devam etmesi affa delil olmaz.

Affın var olabilmesi için eşler arsında münasebettin dışta yabancılar tarafından samimi bir

şekilde görülmesi gerekir. Eşlerin birlikte eğlence yerlerine gitmeleri, seyahate çıkmaları gibi

durumlar barışma, af olarak taktir edilebilir.

Konu ile ilgili bir Yargıtay kararına göre “Zina davasından vazgeçtikten sonra şiddetli

geçimsizlik meydana gelmiş ise, zinaya dayanarak boşanmaya karar verilemez”.

B- Dava Açabilme Süresi

Medeni Kanunumuzun 161/2’inci maddesine göre “Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini

öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle

dava hakkı düşer”.

Kanunumuzda sözü edilen süre zaman aşımı süresi olmayıp bir hak düşürücü süredir. Yargıç

sürenin geçtiğini öğrenirse, bunu resen nazarı itibaren alır.

Zinanın öğrenilmesinden itibaren altı ay geçince dava hakkının düşmesinin nedeni; zinayı

öğrenen eşin boşanma davası açıp, açmayacağı hakkındaki şüphe ve kaygıların bir an önce

ortadan kalkması aile birliğinin devamı hakkında bir an önce, herhangi bir karara

varılabilmesi içindir. Uzunca bir sürenin kabulü halinde kuşkusuz ki aile birliği huzursuz

olacaktır.

Zinanın vukuu bulmasından itibaren yürüyen beş yıllık dava hakkının beş yıl sonun da

düşmesinin sebebi ise geçen uzun zaman etkisi altında ört bas edilen bir olay meydana

çıkartmakta ve çekişme konusu yapmaktan kaçınmak içindir. Uzun süre devam ede gelen aile

birliğinin eski bir suç yüzünden dağıtmak doğru olmaz.

Konu ile ilgili Yargıtay kararına göre “Karısının zinasına davacının öğrendiği tarihin tespiti

hususunda toplanan delillerin taktiri hakime aittir”

Medeni Kanunumuzun 161’inci maddesinde öngörülen sürelerin geçmesi ile aldatılan eşin

şiddetli geçimsizliğe dayanarak bir boşanma davası açması ve geçmiş zina olayını da

geçimsizlik nedeni olarak ileri sürmesi mümkündür.

Altı aylık sürenin başlaması için zinanın oluşumunun kesin olarak öğrenilmesi gerekir.

Aldatılan eşin zinadan şüphelenmesi altı aylık sürenin geri sayımı için yeterli değildir.